Her insanın getirdiği hikâye ve ruhsal yapılanma kendine özgüdür. Bu nedenle psikoterapi sürecini sabit bir yöntem üzerinden değil, kişinin ihtiyaçlarını ve bireysel dinamiklerini gözeterek yürütüyorum. Çalışmalarımda psikodinamik yaklaşım ağırlıklı, bütüncül bir bakış açısıyla ilerliyorum.
Psikodinamik terapi, kişinin yalnızca bugün yaşadığı belirtilere değil, bu belirtilerin altında bulunan duygulara, çatışmalara ve ilişki örüntülerine odaklanan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Kaygı, depresyon, öfke, boşluk hissi veya ilişki sorunları bazen kişinin kendisi hakkında henüz tam olarak düşünemediği ruhsal süreçlerin bir ifadesi olabilir.
Geçmişte kurulan ilişkiler, bugün kendimizi ve başkalarını nasıl gördüğümüz üzerinde iz bırakır. Çocukluk döneminde yaşananların bugünkü yaşamı değişmez biçimde belirlediği düşünülmez; ancak erken ilişkiler içinde geliştirilen beklentilerin, korkuların ve korunma biçimlerinin yetişkinlikte de sürebileceği kabul edilir. Kişi farkında olmadan benzer ilişkilere yönelebilir, aynı çatışmaları farklı insanlarla yaşayabilir veya kendisine iyi gelmeyen davranışları tekrar edebilir.
Psikodinamik terapide bilinçdışı süreçler önemli bir yere sahiptir. Kişinin ne söylediği kadar, bazı konuların etrafında nasıl dolaştığı, hangi duyguları ifade etmekte zorlandığı ve ilişkilerinde hangi rolleri üstlendiği de ele alınır. Terapi ilişkisinde ortaya çıkan beklentiler, yakınlık biçimleri, hayal kırıklıkları ve geri çekilmeler de kişinin iç dünyasını anlamak için değerli bilgiler sunabilir.
Bu yaklaşım geçmişi sürekli anlatmak ya da yaşanan her sorunu çocuklukla açıklamak değildir. Amaç, geçmişten bugüne taşınan ve artık kişinin yaşamını sınırlandıran örüntüleri fark edebilmektir. Kişi kendi duygularına, ihtiyaçlarına ve davranışlarının ardındaki anlamlara yaklaştıkça daha farklı seçimler yapma imkânı bulabilir.
Psikodinamik terapi; tekrar eden ilişki sorunları, kaygı, depresyon, kişilik örüntüleri, kimlik ve kendilik sorunları, terk edilme korkusu, duygusal bağımlılık ve anlamlandırılması güç içsel sıkıntılar üzerinde çalışmak için kullanılabilir. Sürecin amacı kişiyi belirli bir kalıba sokmak değil, kendi ruhsal dünyasını daha derin ve bütünlüklü biçimde anlayabilmesine yardımcı olmaktır.
Şema terapi, kişinin çocukluk ve ergenlik döneminde oluşan, yetişkinlikte ise düşüncelerini, duygularını ve ilişkilerini etkilemeye devam eden yerleşik örüntülere odaklanan bütüncül bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bu örüntüler şema olarak adlandırılır.
Şemalar, kişinin kendisi ve başkaları hakkında geliştirdiği temel kabuller gibidir. “Nasıl olsa terk edileceğim”, “Kimseye güvenemem”, “İhtiyaçlarım önemli değil”, “Kusurluyum” veya “Başarısız olursam değerimi kaybederim” gibi inançlar, farklı durumlarda tekrar tekrar harekete geçebilir. Kişi bu düşüncelerin geçmişten geldiğini fark etmese de ilişkilerini ve kararlarını onların etkisi altında sürdürebilir.
Bir şema harekete geçtiğinde kişi farklı baş etme yollarına başvurabilir. Şemasına teslim olabilir, ondan kaçınabilir ya da tam tersini yaparak şemayı telafi etmeye çalışabilir. Örneğin terk edilme şeması bulunan biri ilişkilerde sürekli güvence arayabilir, yakınlıktan tamamen kaçınabilir veya terk edilmemek için karşısındaki kişiyi kontrol etmeye çalışabilir. Davranışlar farklı görünse de aynı temel korkuyla ilişkili olabilir.
Şema terapide yalnızca düşünceler değil, duygular, bedensel tepkiler, geçmiş yaşantılar ve ilişki biçimleri de ele alınır. Kişinin farklı anlarda ortaya çıkan tarafları “mod” kavramıyla değerlendirilir. İncinmiş çocuk, öfkeli çocuk, cezalandırıcı ebeveyn veya sağlıklı yetişkin modu bunlardan bazılarıdır. Amaç bu taraflardan birini ortadan kaldırmak değil, aralarındaki ilişkiyi anlamak ve kişinin sağlıklı yetişkin tarafını güçlendirmektir.
Terapi sürecinde kişinin temel duygusal ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların geçmişte nasıl karşılandığı üzerinde durulur. Yaşantısal çalışmalar, imgeleme, sandalye çalışmaları, bilişsel teknikler ve davranışsal uygulamalar birlikte kullanılabilir. Terapötik ilişki de kişinin görülme, anlaşılma, sınır ve güven ihtiyaçlarının çalışılabildiği önemli bir alan oluşturur.
Şema terapi; tekrar eden ilişki sorunları, kişilik örüntüleri, terk edilme korkusu, duygusal bağımlılık, yoğun öz eleştiri, mükemmeliyetçilik, değersizlik ve uzun süredir devam eden ruhsal güçlüklerde kullanılabilir. Amaç kişinin şemalarının hayatını nasıl yönettiğini fark etmesi ve ihtiyaçlarını daha sağlıklı yollarla karşılayabilmesidir.
Bilişsel Davranışçı Terapi, kişinin düşünceleri, duyguları ve davranışları arasındaki ilişkiye odaklanan yapılandırılmış bir psikoterapi yaklaşımıdır. Yaşanan bir olayın kendisi kadar, kişinin bu olayı nasıl yorumladığı da hissettiği duyguyu ve verdiği tepkiyi etkiler.
Örneğin bir arkadaşın mesaja geç cevap vermesi, “Yoğundur” şeklinde yorumlandığında farklı; “Benden uzaklaşıyor” şeklinde yorumlandığında farklı bir duygu yaratır. İlk yorum sakin kalmayı kolaylaştırırken ikincisi kaygı, öfke veya yoğun bir güvence arayışına neden olabilir. Bilişsel davranışçı terapide bu tür otomatik düşünceler fark edilir ve gerçeği ne ölçüde yansıttıkları değerlendirilir.
Amaç kişiye her durumda olumlu düşünmeyi öğretmek değildir. Olumsuz ihtimalleri yok saymak yerine, düşüncelere daha gerçekçi ve esnek biçimde yaklaşabilmek hedeflenir. “Kesin kötü bir şey olacak” düşüncesiyle “Böyle bir ihtimal var ama elimde bunun kesin olduğuna dair yeterli kanıt yok” düşüncesi aynı ruhsal etkiyi yaratmaz.
Davranışların da sorunların sürmesinde önemli bir rolü bulunur. Kaygı yaratan bir ortamdan kaçınmak, kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Ancak bu kaçınma devam ettikçe kişi korkusuyla baş edemeyeceğine daha fazla inanabilir. Terapide kaçınma, erteleme, kontrol etme veya sürekli güvence arama gibi davranışların kişiyi nasıl bir döngü içinde tuttuğu ele alınır.
Bilişsel davranışçı terapide görüşmeler genellikle belirli hedefler doğrultusunda ilerler. Seanslarda konuşulanların günlük yaşama taşınabilmesi için düşünce kayıtları, davranışsal çalışmalar veya farklı baş etme yöntemleri kullanılabilir. Uygulanan teknikler kişiye ve yaşadığı soruna göre belirlenir; herkese aynı programın uygulanması söz konusu değildir.
Bilişsel Davranışçı Terapi; kaygı bozuklukları, panik atak, fobiler, obsesif kompulsif belirtiler, depresyon, sosyal kaygı, erteleme ve stresle ilişkili güçlüklerde kullanılabilir. Amaç yalnızca belirtileri azaltmak değil, kişinin zorlayıcı durumlar karşısında kullanabileceği daha işlevsel düşünme ve davranma yolları geliştirmesidir.
Çift terapisi, ilişkide yaşanan sorunları yalnızca taraflardan birinin problemi olarak değil, iki kişi arasında oluşan ilişki döngüsü içinde ele alan bir terapi sürecidir. Amaç kimin haklı olduğunu belirlemek, taraflardan birini suçlamak veya ilişkiyi her koşulda sürdürmek değildir. Çiftin birbirini nasıl etkilediğini ve sorunların nasıl tekrar ettiğini anlayabilmesine yardımcı olmaktır.
Birçok çift farklı konular üzerinden aynı tartışmayı yaşayabilir. Ev işleri, aileler, para, cinsellik veya birlikte geçirilen zaman konuşulurken tartışmanın altında görülmeme, önemsenmeme, eleştirilme veya terk edilme korkusu bulunabilir. Biri anlaşılabilmek için daha fazla konuşur ve yakınlık isterken diğeri çatışmadan korunmak için geri çekilebilir. Biri yaklaştıkça diğeri uzaklaşır; diğeri uzaklaştıkça ilk taraf daha yoğun tepki verir.
Çift terapisinde yalnızca tartışmanın konusu değil, tartışmanın nasıl yaşandığı da önemlidir. Tarafların hangi noktalarda savunmaya geçtiği, hangi duyguları ifade edemediği ve karşısındaki kişinin davranışına nasıl bir anlam verdiği ele alınır. Böylece çift, birbirini düşman gibi görmek yerine içinde sıkıştıkları ortak döngüyü fark etmeye başlayabilir.
Her iki kişinin geçmiş ilişkileri ve bağlanma deneyimleri de bugünkü ilişkiye taşınabilir. Kişi partnerinin davranışına yalnızca o anda yaşananlar üzerinden değil, geçmişte görülmeme, eleştirilme veya terk edilme deneyimlerinin etkisiyle tepki verebilir. Bu nedenle çift terapisinde geçmiş, bugünkü ilişkinin üzerindeki etkisi ölçüsünde ele alınır.
Çift terapisi yalnızca ayrılık noktasına gelmiş ilişkiler için değildir. İletişim güçlüğü, güven kaybı, kıskançlık, aldatılma, duygusal uzaklık, cinsel sorunlar, ailelerle ilgili çatışmalar ve yaşam değişiklikleri sırasında da terapi desteği alınabilir. Evlilik öncesinde ilişkisini daha yakından değerlendirmek isteyen çiftler de bu sürece başvurabilir.
Terapi, ilişkinin mutlaka devam etmesini garanti etmez. Bazı çiftler ilişkilerini yeniden kurmak, bazıları ise ayrılık kararını daha sağlıklı biçimde değerlendirmek için terapiye gelir. Temel amaç, tarafların birbirlerini daha açık duyabildiği, ihtiyaçlarını ifade edebildiği ve ilişkileri hakkında daha bilinçli kararlar alabildiği bir alan oluşturmaktır.
Yüz yüze veya çevrimiçi seanslar için hemen randevu talebi oluşturabilirsiniz.
İletişime Geç