Terk Edilme Korkusu İlişkileri Nasıl Etkiler?
Terk edilme korkusu, yalnızca bir ilişkinin biteceğinden endişe etmek değildir. Bazen karşı tarafın sesindeki küçük bir değişiklik, geç gelen bir mesaj ya da yalnız kalma isteği bile ilişkinin tehlikede olduğu hissini yaratabilir. Ortada açık bir ayrılık işareti bulunmasa da kişi sevildiğinden emin olmakta zorlanır.
Bu korku her zaman açıkça görülmez. Bazı insanlar ilişkide sürekli güvence ister, bazıları karşısındaki kişiyi kontrol etmeye yönelir. Bazıları ise tam tersine, kimseye ihtiyaç duymuyormuş gibi davranır ve yakınlık arttığında geri çekilir. Görünüşleri farklı olsa da bu davranışların altında aynı soru bulunabilir: “Bağlanırsam ve giderse ne yaparım?”
Terk edilme korkusu nedir?
Terk edilme korkusu, kişinin önem verdiği biri tarafından bırakılacağına, gözden çıkarılacağına veya başka biriyle değiştirileceğine ilişkin yoğun bir kaygıdır. Bu kaygı yalnızca romantik ilişkilerde ortaya çıkmaz. Arkadaşlıklarda, aile ilişkilerinde ve hatta terapi ilişkisinde bile kendisini gösterebilir.
Kişi ilişki içinde yaşanan sıradan uzaklıkları ayrılık belirtisi olarak yorumlayabilir. Partnerinin yorgun olması, arkadaşının başka biriyle vakit geçirmesi veya bir tartışmanın ardından kısa süre sessiz kalınması büyük bir tehdit gibi hissedilebilir. Çünkü bugünkü olay, yalnızca bugünde kalmaz; geçmişte hissedilen yalnızlığı ve kaybetme korkusunu da harekete geçirebilir.
Bu noktada verilen tepkinin yoğunluğu, yaşanan olayın kendisinden daha büyük olabilir. Kişi bunu fark etse bile duygusunu kolayca durduramayabilir. “Böyle düşünmemem gerektiğini biliyorum ama elimde değil” demesinin nedeni de budur.
Terk edilme korkusu neden olur?
Terk edilme korkusunun herkes için geçerli tek bir nedeni yoktur. Erken dönemde bakım veren kişilerle kurulan ilişkinin tutarsız olması, uzun ayrılıklar, kayıplar, duygusal ihmal veya sevginin geri çekilerek cezalandırma aracı olarak kullanılması bu korkunun gelişmesinde etkili olabilir.
Çocuk için bakım veren kişiyle kurduğu ilişki yalnızca sevgi değil, aynı zamanda güvenlik anlamına gelir. İlginin ne zaman geleceği belli değilse çocuk yakınlığı sürekli takip etmeye başlayabilir. Bir gün karşılanan ihtiyaçların başka bir gün görülmemesi, sevginin kalıcı olmadığı duygusunu oluşturabilir.
Fakat terk edilme korkusu yalnızca çocukluk dönemine dayanmaz. Yetişkinlikte yaşanan ani ayrılıklar, aldatılma, kayıp veya güvenin ağır biçimde sarsıldığı ilişkiler de kişinin sonraki bağlarında daha tetikte olmasına neden olabilir.
Belirleyici olan yalnızca ne yaşandığı değildir. Kişinin o deneyim sırasında kendisini ne kadar yalnız, çaresiz ve desteksiz hissettiği de önemlidir.
İlişkide sürekli güvence aramak
Terk edilme korkusu yaşayan kişi, sevildiğini tekrar tekrar duymaya ihtiyaç duyabilir. “Beni hâlâ seviyor musun?”, “Benden sıkıldın mı?”, “Ayrılmayı mı düşünüyorsun?” gibi sorular kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Fakat alınan cevap, içteki kuşkuyu kalıcı olarak yatıştırmaz.
Bir süre sonra yeni bir belirti aranır. Mesajın kısa yazılması, ses tonunun değişmesi veya eskisi kadar iltifat edilmemesi, sevginin azaldığı şeklinde yorumlanabilir. Kişi böylece ilişkiyi yaşamaktan çok ilişkinin devam edip etmeyeceğini kontrol etmeye başlar.
Güvence arayışı arttıkça karşı taraf kendisini baskı altında hissedebilir. Geri çekildikçe terk edilmekten korkan kişi daha fazla yakınlık ister. Böylece korkulan şeyin gerçekleşmesini engellemeye çalışan davranışlar, ilişkideki mesafeyi artıran bir döngüye dönüşebilir.
Kıskançlık ve kontrol etme ihtiyacı
Terk edilme korkusu bazen yoğun kıskançlık ve kontrol etme davranışlarıyla kendisini gösterir. Kişi partnerinin kimlerle görüştüğünü, nerede olduğunu veya sosyal medyada neler yaptığını takip etmek isteyebilir. Bu davranışların amacı çoğu zaman ilişkiye zarar vermek değil, belirsizliği azaltmaktır.
Ancak kontrolün kesin bir sonu yoktur. Telefonu kontrol etmek, soru sormak veya ayrıntılı açıklamalar istemek kişiyi bir süre rahatlatabilir. Ardından yeni bir kuşku ortaya çıkar. Çünkü asıl sorun dışarıdaki bilginin eksikliği değil, kişinin belirsizlik karşısında hissettiği güvensizliktir.
Güven, her şeyi bilmek değildir. Karşı tarafın davranışlarını bütünüyle kontrol etmeden de ilişkide kalabilmektir. Terk edilme korkusu yoğun olduğunda bu alanı korumak güçleşebilir.
Terk edilmeden önce terk etmek
Terk edilme korkusu yaşayan herkes ilişkiye sıkıca tutunmaz. Bazı kişiler tam tersine, ilişki ciddileştiğinde soğur veya uzaklaşır. Karşısındaki kişide kusurlar aramaya başlayabilir, duygularını geri çekebilir ya da ilişkiyi aniden bitirebilir.
Burada ayrılığı başlatan kişi olduğu için güçlü görünen taraf odur. Fakat bazen bu davranışın altında, terk edilme ihtimalini kontrol etme çabası bulunur. “Nasıl olsa bir gün gidecek” düşüncesiyle ilişkiyi önce kendisi bitirmek, beklenmedik bir kayıp yaşamaktan daha katlanılabilir gelebilir.
Kişi böylece terk edilmez fakat yakın bir ilişkiyi deneyimleme imkânını da kaybeder. Bağlanmamak, kaybetmeye karşı koruyucu olabilir; aynı zamanda kişinin arzuladığı yakınlıktan uzak kalmasına neden olur.
İlişkide kendinden vazgeçmek
Bazı insanlar terk edilmemek için kendi ihtiyaçlarını geri plana atar. Rahatsız olduğu davranışları söylemez, sınır koymaz ve karşı tarafın beklentilerine göre şekillenir. İlişkinin sürmesini, ilişkide nasıl hissettiğinden daha önemli hâle getirir.
Bu uyum ilk bakışta fedakârlık gibi görünebilir. Fakat kişi zamanla kendisini görünmez ve değersiz hissetmeye başlar. İlişkide kalabilmek için kendisinden vazgeçtikçe, aslında terk edilmekten korktuğu kişiyi önce kendisi terk etmiş olur.
İhtiyaçları dile getirmek ilişkinin biteceği anlamına gelmez. Fakat geçmişte ihtiyaçları karşılanmamış veya ihtiyaç gösterdiğinde eleştirilmiş biri için bunu bilmek yeterli olmayabilir. Kendi isteğini söylemek, karşı tarafın sevgisini kaybetme riski gibi hissedilebilir.
Terk edilme korkusu nasıl aşılır?
Terk edilme korkusunu aşmak, kimseye ihtiyaç duymamak veya ayrılıklardan etkilenmemek değildir. Yakın ilişkilerde kaybetme ihtimali her zaman vardır. Ama bu ihtimal, kişinin bütün ilişkiyi korku içinde yaşamasını gerektirmez.
Öncelikle korkunun hangi durumlarda harekete geçtiğini fark etmek önemlidir. Gerçekten bugünkü ilişkide güveni sarsan bir durum mu vardır, yoksa geçmişteki bir deneyim bugünkü belirsizliğe mi eklenmektedir? Kişi ne zaman daha fazla güvence aramaya başlıyor? Yakınlık arttığında mı, karşı taraf uzaklaştığında mı, yoksa kendisini yetersiz hissettiğinde mi?
Psikodinamik psikoterapide yalnızca terk edilme korkusunun belirtilerine değil, kişinin yakınlık, güven ve ayrılıkla ilgili içsel dünyasına da bakılır. Geçmişte kurulan bağların bugünkü ilişkilerde nasıl tekrarlandığı, kişinin kaybetmemek için hangi rolleri üstlendiği ve kendi ihtiyaçlarını neden geri çektiği birlikte ele alınır.
Terapi ilişkisi de bu korkuların anlaşılabileceği bir alan sunar. Görüşmelere ara verilmesi, yanlış anlaşıldığını hissetmek veya terapistin beklendiği gibi davranmaması kişide benzer duyguları harekete geçirebilir. Bu duygular konuşulabildiğinde kişi, ilişkilerde yaşadığı döngüyü yalnızca anlatmakla kalmaz; onu daha güvenli bir ilişki içinde yeniden düşünme fırsatı bulur.
Terk edilme korkusunun azalması, bir daha hiç kaygılanmamak anlamına gelmez. Kişinin karşısındaki insanı kaybetmemek için kendisini kaybetmek zorunda olmadığını fark etmesiyle ilgilidir. Yakınlık ancak iki kişi de ilişkinin içinde kendi varlığını sürdürebildiğinde daha güvenli bir hâle gelir.