Kaygının Altında Ne Var?
Kaygı çoğu zaman kendisini düşünceler üzerinden gösterir: “Ya kötü bir şey olursa?”, “Ya kontrolümü kaybedersem?”, “Ya yanlış bir karar verirsem?” Zihin henüz yaşanmamış ihtimalleri tekrar tekrar hesaplar. Bir cevap bulduğunda rahatlayacağını düşünür ama her cevabın arkasından yeni bir soru gelir. Çünkü kaygının aradığı şey çoğu zaman doğru cevap değil, mutlak bir güvencedir. Hayatta ise böyle bir güvence pek yoktur.
Kaygı yalnızca zihinde yaşanmaz. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, mide sorunları, kasların gerilmesi, uykuya dalamama ve sürekli tetikte olma hâli de kaygı belirtileri arasında yer alabilir. Bazen kişi bedensel belirtileri fark eder fakat neye kaygılandığını söylemekte zorlanır. “Her şey yolunda ama içimde bir sıkıntı var” cümlesi tam da böyle zamanlarda kurulur.
Peki kaygı neden olur? Bu sorunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur. Günlük yaşamın baskısı, belirsizlikler ve zorlayıcı olaylar kaygıyı artırabilir. Fakat bazı durumlarda bugünkü olay, daha eski bir duyguyu harekete geçirir. O zaman kaygıyı yalnızca içinde bulunulan koşullarla açıklamak yetersiz kalır.
Kaygı bazen başka bir duygunun yerine geçer
Kaygı her zaman asıl duygu olmayabilir. Bazen hissedilmesi daha zor olan bir duygunun üzerini örter. Öfkelenmenin tehlikeli olduğunu öğrenen biri, öfkesini fark etmek yerine yoğun bir huzursuzluk yaşayabilir. Kaybetme korkusuyla karşılaşmak istemeyen biri, hayatındaki her ayrıntıyı kontrol etmeye çalışabilir. Kendi isteklerini dile getirdiğinde suçluluk duyan biri ise karar vermesi gereken her durumda kaygılanabilir.
Bu nedenle kaygıyı yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir belirti olarak görmek, onun ne anlatmaya çalıştığını gözden kaçırabilir. Kaygı bazen kişinin görmezden geldiği bir ihtiyaca, ertelenmiş bir çatışmaya ya da ifade edemediği bir duyguya işaret eder.
Kişi “Kaygılanmamalıyım” diye düşündükçe kaygısına karşı ikinci bir mücadele başlatır. Bir yandan kaygı yaşar, diğer yandan bu duyguyu yaşadığı için kendisini yetersiz bulur. Böylece ilk kaygıya, kaygılanmaktan duyulan korku da eklenir.
Kontrol ihtiyacı ve belirsizlik
Kaygılı kişiler çoğu zaman rahatlamak için kontrol etmeye yönelir. Plan yapmak, ihtimalleri düşünmek ve önlem almak belirli bir ölçüde işlevlidir. Fakat kontrol, belirsizliği bütünüyle ortadan kaldırmanın yolu hâline geldiğinde yorucu bir döngü başlar.
Kişi mesajını göndermeden önce defalarca okuyabilir, verdiği kararı sürekli yeniden değerlendirebilir veya başkalarından tekrar tekrar güvence isteyebilir. Bir süreliğine rahatlar fakat kısa zaman sonra kuşku geri gelir. Çünkü kontrol edilen şey yalnızca dışarıdaki durum değildir. Kişi aslında kendi içinde doğabilecek hayal kırıklığını, suçluluğu, çaresizliği ya da kayıp duygusunu da kontrol etmeye çalışır.
Bu noktada asıl soru “Nasıl tamamen emin olabilirim?” değil, “Emin olamadığımda içimde ne oluyor?” olabilir. Kaygıyı anlamaya başlayan yer çoğu zaman burasıdır.
Geçmiş deneyimler bugünkü kaygıyı nasıl etkiler?
İnsan, tehlikeyi yalnızca yaşadığı ana bakarak değerlendirmez. Geçmiş deneyimlerinden öğrendikleri de bugünkü tepkilerini etkiler. Çocukluk döneminde ilişkilerin tutarsız olduğu bir ortamda büyüyen kişi, yetişkinlikte küçük bir uzaklığı terk edilme işareti olarak algılayabilir. Sık sık eleştirilen biri, hata yapma ihtimalini yalnızca bir başarısızlık değil, değerinin azalacağı bir tehdit gibi yaşayabilir.
Bu durum kişinin geçmişte kaldığı anlamına gelmez. Daha çok, geçmişte geliştirdiği korunma biçimlerinin bugün de çalışmaya devam ettiğini gösterir. Sürekli hazırlıklı olmak, kimseye tam olarak güvenmemek, her şeyi önceden düşünmek veya duyguları kontrol altında tutmak bir zamanlar işe yaramış olabilir. Fakat aynı yöntemler bugünkü yaşamda kişiyi yorabilir ve hareket alanını daraltabilir.
Kaygının altında çoğu zaman güçsüz kalma, sevilmeme, yetersiz bulunma, kontrolü kaybetme veya yalnız bırakılma korkusu vardır. Bu korkular herkes için aynı ağırlıkta değildir. Bu nedenle kaygının anlamı da kişinin kendi yaşam öyküsü içinde anlaşılmalıdır.
Kaygıyı bastırmak mı, anlamak mı?
Kaygıyı azaltmak elbette önemlidir. Nefes egzersizleri, bedeni rahatlatan çalışmalar ve günlük yaşamı düzenlemek zorlayıcı anlarda kişiye yardımcı olabilir. Ancak kaygı sürekli tekrarlıyorsa yalnızca sakinleşmeye çalışmak yeterli olmayabilir. Belirti azalır ama onu üreten çatışma başka bir biçimde geri dönebilir.
Psikodinamik psikoterapi kaygıya yalnızca “fazla düşünmek” olarak yaklaşmaz. Kişinin hangi durumlarda kaygılandığına, kaygının hangi ilişkilerde arttığına ve bu duygunun altında kalan ihtiyaçlara bakar. Bazen kişi başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak için kendi isteklerinden vazgeçiyordur. Bazen öfkesini ifade edemediği için sürekli gergindir. Bazen de bir ilişkiyi kaybetmemek adına her şeyi kontrol etmeye çalışıyordur.
Terapi sürecinde amaç kaygıyı bir anda susturmak değildir. Önce onu tanımak, hangi koşullarda ortaya çıktığını görmek ve taşıdığı anlamı düşünmek gerekir. Kişi kaygısının rastgele gelmediğini fark ettikçe, onun karşısında daha az çaresiz hissedebilir.
Kaygı ne zaman psikoterapide ele alınmalı?
Kaygı gündelik yaşamı, ilişkileri, çalışma hayatını veya uyku düzenini belirgin biçimde etkiliyorsa psikoterapi desteği düşünülebilir. Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek, karar vermekte zorlanmak, bedensel belirtiler nedeniyle korkmak veya kaygı yaratabilecek ortamlardan kaçınmak zamanla kişinin yaşamını daraltabilir.
Psikoterapi, kaygısız bir hayat vaat etmez. Zaten ruhsal olarak sağlıklı olmak, hiçbir zaman kaygılanmamak anlamına gelmez. Ama kişi ne yaşadığını anlayabildiğinde, kaygının hayatını yönetmek zorunda olmadığını da görmeye başlayabilir. Bazen değişim, kaygının tamamen kaybolmasıyla değil; onun altında ne olduğunu artık duyabilir hâle gelmekle başlar.