0530 711 71 64 psk.eceince@gmail.com
Cumhuriyet Mah. Tavukçu Fethi Sok. 28/5 Şişli / İstanbul

Kaygı Bazen Neden Ortada Bir Tehlike Yokken Ortaya Çıkar?

  • Ana Sayfa
  • Kaygı Bazen Neden Ortada Bir Tehlike Yokken Ortaya Çıkar?

Kaygı Bazen Neden Ortada Bir Tehlike Yokken Ortaya Çıkar?

Kaygı Bazen Neden Ortada Bir Tehlike Yokken Ortaya Çıkar?

Kaygı çoğu zaman gelecekte kötü bir şey olacakmış hissiyle ortaya çıkar. Kişi bulunduğu ortamın güvenli olduğunu bilir, görünürde ciddi bir sorun yoktur; buna rağmen bedeni ve zihni tehlike varmış gibi hareket edebilir.

Kalp atışları hızlanabilir, nefes alışverişi değişebilir, kaslar gerilebilir. Zihin sürekli ihtimalleri düşünmeye başlayabilir: “Ya kötü bir şey olursa?”, “Ya kontrolümü kaybedersem?”, “Ya baş edemezsem?”

Dışarıdan bakıldığında bunların gereksiz olduğu düşünülebilir. Kaygıyı yaşayan kişi de çoğu zaman ortada gerçek bir tehlike bulunmadığının farkındadır. Fakat bunu bilmek, hissettiği kaygının kendiliğinden ortadan kalkması için her zaman yeterli olmaz.

Çünkü kaygı yalnızca mevcut koşullara verilen bir tepki değildir. Bazen geçmiş deneyimlerin, bastırılan duyguların ve kişinin henüz adlandıramadığı içsel çatışmaların da taşıyıcısıdır.

Zihin bilmese bile beden hatırlayabilir

İnsan geçmişte yaşadığı her deneyimi açık biçimde hatırlamaz. Buna rağmen bazı yaşantılar bedensel ve duygusal tepkiler üzerinde etkisini sürdürebilir.

Çocukluk döneminde belirsiz, öngörülemez veya gergin bir ortamda büyüyen kişi, tehlike geçtikten sonra bile çevresini dikkatle izlemeye devam edebilir. Bir sorun yaşanmaması, her şeyin gerçekten yolunda olduğu hissini yaratmayabilir. Sakinlik bile yaklaşan bir olumsuzluğun öncesi gibi algılanabilir.

Bu nedenle kişi yetişkinlikte güvenli bir ortamda olsa bile gevşemekte zorlanabilir. Sürekli bir sonraki sorunu düşünür, insanların davranışlarındaki küçük değişiklikleri fark etmeye çalışır veya kontrolünü kaybetmemek için her ayrıntıyı önceden planlar.

Kaygının ortada belirgin bir tehlike yokken ortaya çıkmasının nedenlerinden biri, bedenin geçmişte öğrendiği alarm hâlini sürdürmesidir.

Kaygı bazen başka bir duygunun yerine geçer

Kaygı her zaman yalnızca korkudan oluşmaz. Bazı durumlarda öfke, üzüntü, suçluluk, utanç veya bastırılmış istekler doğrudan yaşanamadığında kaygı olarak hissedilebilir.

Örneğin öfkelenmenin ilişkileri bozacağına inanan biri, kızgınlığını fark etmek yerine yoğun bir huzursuzluk yaşayabilir. Bir ilişkiyi bitirmek istediğini kabul etmekte zorlanan kişi, kararının yaratacağı sonuçları düşünürken sürekli kaygılanabilir. Başkalarının beklentilerinden uzaklaşmak isteyen biri ise kendi isteğini dile getirmek yerine “Yanlış bir şey yapıyorum” hissiyle karşılaşabilir.

Bu durumda kaygı, ruhsal bir çatışmanın üzerini örten duygu hâline gelir. Kişi neye kızdığını, neyi istemediğini veya neyi değiştirmek istediğini henüz ifade edemediği için yalnızca içindeki gerginliği hisseder.

Kontrol etmek kaygıyı neden tamamen azaltmaz?

Kaygı yaşayan kişi çoğu zaman kendisini güvende hissetmek için kontrol etmeye yönelir. Sürekli plan yapmak, ihtimalleri hesaplamak, insanlardan güvence istemek, belirtileri araştırmak veya her ayrıntının kusursuz olmasına çalışmak kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir.

Fakat bu rahatlama kalıcı olmayabilir. Çünkü kişi her kontrol ettiğinde zihnine şu mesajı verir: “Kontrol etmezsem kötü bir şey olabilir.”

Böylece kontrol davranışı kaygıyı azaltmak yerine zamanla onun devam etmesine katkıda bulunabilir. Kişi belirsizlikle karşılaşma fırsatı bulamadığı için, kontrol etmeden de güvende kalabileceğini deneyimleyemez.

Kaygının çözümü her ihtimali ortadan kaldırmak değildir. Hayatın bütünüyle kontrol edilemeyeceğini kabul edebilecek bir ruhsal dayanıklılık geliştirmektir.

Gelecek kaygısı bazen bugünden uzaklaştırır

Kaygılı zihin sürekli gelecekte yaşar. Henüz gerçekleşmemiş konuşmaları prova eder, olası sorunlara cevaplar hazırlar ve karşılaşabileceği riskleri azaltmaya çalışır.

Bu çaba kişiye hazırlıklı olduğu hissini verebilir. Ancak bir süre sonra hayat, yaşanan bir şey olmaktan çıkarak yönetilmesi gereken bir ihtimaller listesine dönüşebilir.

Kişi kötü bir şey olmaması için uğraşırken, içinde bulunduğu anla temasını kaybedebilir. Dinlenirken bile sonraki sorumluluğu düşünür, güzel giden bir ilişkide kaybetme ihtimaline odaklanır, başarılı olduğu bir işte hata yapacağı günü bekler.

Kaygı böylece kişiyi olası tehlikelerden korumaya çalışırken, bugünkü yaşamın içinde bulunmasını zorlaştırabilir.

Kaygıyı anlamak neyi değiştirir?

Kaygıyı yalnızca susturulması gereken bir belirti olarak görmek, onun hangi koşullarda ortaya çıktığını gözden kaçırmaya neden olabilir. Oysa kaygının arttığı anlar, kişinin kendisi ve ilişkileri hakkında önemli bilgiler taşıyabilir.

Kaygı hangi durumlarda ortaya çıkıyor? Bir karar vermek gerektiğinde mi, yakınlık arttığında mı, yalnız kalındığında mı, eleştirilme ihtimali doğduğunda mı? Kişi kaygılandığında ne yapıyor; kontrol mü ediyor, geri mi çekiliyor, güvence mi arıyor?

Bu sorular kaygıyı hemen ortadan kaldırmaz. Ancak kişinin yaşadığı duygunun anlamını fark etmesine yardımcı olabilir.

Psikodinamik yaklaşım, kaygının yalnızca görünen belirtilerine değil, bu belirtilerin kişinin yaşamında neyi temsil ettiğine de odaklanır. Amaç kaygıyı bütünüyle yok etmek değil; onun hangi korkulara, ilişki deneyimlerine ve içsel çatışmalara bağlı olduğunu anlamaktır.

Bazen ortada dışarıdan görülebilen bir tehlike yoktur. Fakat kişinin iç dünyasında kaybetme, yetersiz kalma, kontrolü bırakma veya bir başkasının gözünde değerini yitirme ihtimali gerçek bir tehdit gibi yaşanabilir.

Kaygıyı anlamak, bu içsel tehdidi daha görünür hâle getirir. Görünür olan şey ise zamanla yalnızca katlanılması gereken bir duygu olmaktan çıkıp üzerine düşünülebilen ve farklı biçimde ele alınabilen bir deneyime dönüşebilir.