İnsan Neden Kendini Sabote Eder?
Bir insan istediği bir şeye yaklaşırken neden geri çekilir? Başarabileceği bir işi neden sürekli erteler? İyi giden bir ilişkiyi neden bozacak davranışlarda bulunur? Kendini sabote etme davranışları dışarıdan bakıldığında mantıksız görünebilir. Kişi de çoğu zaman ne yapması gerektiğini bilir fakat bildiğini uygulayamaz.
Sorun her zaman iradesizlik, tembellik veya isteksizlik değildir. Bazen kişi bilinçli olarak değişmek isterken başka bir tarafı mevcut düzeni korumaya çalışır. Çünkü değişim yalnızca iyi sonuçlar getirmez; belirsizlik, sorumluluk, görünür olma ve kaybetme ihtimali de yaratır.
Kendini sabote etmek nedir?
Kendini sabote etmek, kişinin ulaşmak istediği bir sonucun önüne farkında olarak ya da olmayarak engeller koymasıdır. Önemli bir işi son ana bırakmak, fırsatları değerlendirmemek, ilişkide gereksiz çatışmalar çıkarmak, olumlu gelişmeleri küçümsemek veya başladığı işleri sürekli yarım bırakmak bu davranışın farklı biçimleri olabilir.
Kişi bir yanıyla başarılı olmak, sevilmek veya hayatını değiştirmek ister. Diğer yanıyla bunların yaratacağı sonuçlardan kaygı duyar. Bu iki istek arasındaki çatışma açıkça fark edilmediğinde, kendini sabote eden davranışlar ortaya çıkabilir.
Örneğin yeni bir işe başvurmak isteyen biri öz geçmişini günlerce düzenleyebilir ama başvuruyu göndermeyebilir. Bir ilişki isteyen kişi, kendisine yakınlık gösteren insanlarda sürekli kusur arayabilir. Sınava hazırlanan biri çalışmak için plan yapar fakat masaya oturduğunda başka işlerle ilgilenmeye başlayabilir.
Bunların hiçbiri kişinin aslında istemediğini kesin olarak göstermez. Bazen çok istemek de kaygı yaratır. Çünkü önem verilen bir konuda başarısız olma ihtimali, önem verilmeyen bir konudaki başarısızlıktan daha ağır hissedilir.
Erteleme her zaman tembellik midir?
Erteleme çoğu zaman zaman yönetimi sorunu gibi ele alınır. Oysa yapılması gereken işin kişide uyandırdığı duygular da önemlidir. Görev yalnızca bir görev değildir; başarısız olma, yetersiz görünme veya eleştirilme ihtimalini de taşıyabilir.
Kişi işe başlamadığında kısa süreli bir rahatlama yaşar. Kaygı azalır fakat görev ortadan kalkmaz. Zaman daraldıkça baskı artar ve kişi sonunda işi yapamadığında kendisini tembel ya da disiplinsiz olmakla suçlar.
Bu döngünün koruyucu bir tarafı vardır. Kişi yeterince hazırlanmadığı için başarısız olmuşsa, gerçek kapasitesinin sınanmadığını düşünebilir. “Zamanında başlasaydım yapardım” cümlesi, “Elimden geleni yaptım ama yeterli olmadı” ihtimalinden daha kolay taşınabilir.
Böylece erteleme kişiyi başarısızlıktan korumaz; fakat başarısızlığın kendi değeriyle ilgili olduğu düşüncesinden geçici olarak koruyabilir.
Başarısızlık kadar başarı da korkutabilir
Kendini sabote etmenin arkasında her zaman başarısızlık korkusu yoktur. Başarının kendisi de kaygı yaratabilir. Başarılı olmak görünür olmak, daha fazla sorumluluk almak ve çevrenin beklentilerinin yükselmesi anlamına gelebilir.
Kişi bir hedefe ulaştığında artık eski mazeretlerine tutunamayacağını hissedebilir. Başarısını sürdürmesi, yeni kararlar alması ve hayatında başka değişiklikler yapması gerekecektir. Tanıdık olan düzen yorucu olsa bile ne olacağı bellidir. Yeni olan ise arzu edildiği kadar belirsizdir.
Bazı kişiler başarı karşısında suçluluk da hissedebilir. Ailesinden, arkadaşlarından veya ait olduğu çevreden daha ileri gitmek, onlardan uzaklaşmak gibi yaşanabilir. Kişi bunu bilinçli biçimde düşünmese bile ilerlemekle bağlarını korumak arasında kalabilir.
Bu nedenle başarıya çok yaklaşınca motivasyonunu kaybetmek, bir fırsatı küçümsemek veya kendisini başarısızlığa götürecek seçimler yapmak yalnızca özgüven eksikliğiyle açıklanamayabilir.
İyi giden ilişkiyi neden bozarız?
Kendini sabote etme davranışları romantik ilişkilerde de sık görülür. Kişi uzun zamandır güvenli bir ilişki istediğini söyler; fakat karşısındaki insan gerçekten yakınlaştığında geri çekilmeye başlar. Küçük kusurları büyütür, tartışmalar çıkarır veya duygusal olarak ulaşılmaz hâle gelir.
Çünkü yakınlık yalnızca sevildiğini hissetmek değildir. Başka birine ihtiyaç duymayı, kendisini göstermeyi ve incinme ihtimalini kabul etmeyi de gerektirir. Geçmiş ilişkilerinde hayal kırıklığı yaşamış biri için yakınlık, güven kadar tehlike de çağrıştırabilir.
Bazen kişi terk edilme korkusuyla ilişkiyi sınar. Karşı tarafın sevgisinden emin olabilmek için onu zorlar, uzaklaştırır veya kıskandırmaya çalışır. Partner gerçekten uzaklaştığında ise en başından beri taşıdığı “Nasıl olsa herkes gider” düşüncesi doğrulanmış olur.
Burada kişi bilinçli olarak ilişkiyi bozmak istemez. Fakat korktuğu sonucu engellemek için geliştirdiği davranışlar, o sonucun ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
İnsan neden tanıdık olanı tekrarlar?
İnsan her zaman kendisine iyi geleni değil, bazen kendisine tanıdık geleni seçer. Geçmişte değersiz hissetmeye, görülmemeye veya sürekli eleştirilmeye alışmış biri için olumlu bir deneyim yabancı gelebilir.
Kişi kendisine gerçekten değer veren biriyle karşılaştığında rahatlamak yerine kuşku duyabilir. Başarılı olduğunda sevinmek yerine bunun tesadüf olduğunu düşünebilir. İyi giden şeyin bozulmasını beklemek, beklenmedik bir hayal kırıklığına uğramaktan daha güvenli gelebilir.
Tanıdık acı, bilinmeyen iyilikten daha öngörülebilirdir. Kişi acıyla nasıl baş edeceğini bilir; fakat iyi bir şeyin içinde nasıl duracağını henüz bilmiyor olabilir.
Psikodinamik açıdan tekrarın önemli bir işlevi vardır. Kişi geçmişte çözemediği bir deneyimi bugün yeniden kurarak bu kez farklı bir sonuç elde etmeye çalışabilir. Fakat aynı rolleri ve korunma biçimlerini sürdürdüğünde sonuç da çoğu zaman değişmez.
İçimizdeki eleştirel ses
Kendini sabote etme davranışlarının arkasında güçlü bir iç eleştiri bulunabilir. Kişi yaptığı hiçbir şeyi yeterli görmez, hatalarını uzun süre düşünür ve olumlu özelliklerini küçümser. Başarıyı şansla açıklarken başarısızlığı kendi yetersizliğinin kanıtı sayar.
Bu ses her zaman kişinin kendi sesi değildir. Geçmişte sıkça duyduğu eleştiriler, kıyaslamalar ve beklentiler zamanla içselleştirilmiş olabilir. Artık dışarıda eleştiren biri olmasa da kişi aynı sertliği kendisine yöneltmeye devam eder.
Böyle bir iç dünyada yeni bir şey denemek oldukça risklidir. Her hata ağır bir suçlamaya dönüşecekse hiç başlamamak daha güvenli gelebilir. Kişi böylece kendisini eleştiriden korumaya çalışırken gelişebileceği alanlardan da uzak kalır.
Kendini sabote etme davranışları nasıl değişir?
Kendini sabote etmeyi bırakmak için yalnızca daha disiplinli olmaya çalışmak yeterli olmayabilir. Kişinin öncelikle bu davranışın hangi duygudan koruduğunu anlaması gerekir.
Bir işe başlamamak başarısızlık ihtimalinden mi koruyor? İyi giden ilişkiyi bozmak terk edilme korkusunu kontrol etmeye mi yarıyor? Fırsatları küçümsemek gerçekten istemediğini mi gösteriyor, yoksa istediğini kabul etmenin yaratacağı kırılganlıktan mı uzaklaştırıyor?
Davranışın altında bulunan çatışma anlaşılmadığında kişi kendisini zorlayabilir fakat benzer döngüler başka alanlarda yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle amaç yalnızca davranışı durdurmak değil, onu gerekli hâle getiren içsel koşulları anlamaktır.
Psikodinamik psikoterapi, kişinin kendisini sabote ettiği anlara ve bu anlarda ortaya çıkan duygulara odaklanır. Başarı, yakınlık, değişim ve görünür olmanın kişide ne uyandırdığı birlikte ele alınır. Kişinin kendisine yönelttiği eleştirinin nereden geldiği ve neden tanıdık sonuçları tekrar tekrar oluşturduğu araştırılır.
Kendini sabote etmek, kişinin kendi düşmanı olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman geçmişte onu korumuş olan bir yöntemin artık işlevini kaybettiğini gösterir. Değişim de kişinin kendisiyle savaşmasıyla değil, neden geri çekildiğini anlamasıyla başlar.