İlişkilerde Neden Hep Aynı Yerde Kırılıyoruz?
İlişkiler değişir, kişiler değişir, yaşananlar değişir. Buna rağmen bazen hikâyenin sonu şaşırtıcı biçimde tanıdık gelir. Bir ilişkide yeterince önemsenmediğimizi düşünürken başka bir ilişkide yine benzer bir duyguyla karşılaşabiliriz. Bizi anlamayan, uzak duran ya da sürekli eleştiren kişilerden yakındığımız hâlde kendimizi yeniden aynı ilişki biçiminin içinde bulabiliriz.
Bu tekrarlar çoğu zaman yalnızca “yanlış insanları seçmekle” açıklanamaz. Çünkü partner seçimlerimiz, yakınlık kurma biçimimiz ve ilişkide verdiğimiz tepkiler sadece bugünkü isteklerimizden oluşmaz. Geçmişte öğrendiğimiz ilişki biçimleri de farkında olmadan bugünkü seçimlerimize eşlik eder.
Tanıdık olan her zaman iyi değildir
İnsan yalnızca kendisine iyi geleni değil, tanıdık geleni de seçebilir. Çocuklukta sevginin nasıl gösterildiği, ihtiyaçlarımızın ne ölçüde karşılandığı, üzgün veya öfkeli olduğumuzda karşımızdaki kişinin nasıl tepki verdiği zamanla ilişkiler hakkındaki beklentilerimizi oluşturur.
Yakınlık geçmişte belirsizlikle birlikte yaşandıysa, yetişkinlikte mesafeli kişilere yönelmek şaşırtıcı olmayabilir. Sevgiye ulaşmak için sürekli çaba göstermek gerektiğini öğrenen biri, kendisine açıkça ilgi gösteren bir kişiden etkilenmekte zorlanabilir. Eleştirilmenin tanıdık olduğu bir ortamda büyüyen kişi ise ilişkide gördüğü eleştiriyi rahatsız edici bulsa da bir yanıyla bildiği bir yerde hissedebilir.
Burada kişinin bilinçli olarak acı çekmek istediğinden söz etmiyoruz. Daha çok, ruhsal olarak tanınan bir senaryonun yeniden kurulmasından bahsediyoruz. Tanıdık olan güvenli olmayabilir; fakat nasıl davranacağımızı bildiğimiz bir alandır.
Kırıldığımız yer neden değişmiyor?
Bir ilişkide yaşanan olay kadar o olaya yüklenen anlam da önemlidir. Partnerin bir mesajı geç yanıtlaması bir kişi için sıradan bir durumken, başka biri için önemsenmediğinin kanıtına dönüşebilir. Küçük bir eleştiri, geçmişte sıkça yetersiz hissettirilmiş birinde beklenenden daha yoğun bir kırılma yaratabilir.
Bu nedenle bugünkü tepki, yalnızca bugünkü olayın sonucu olmayabilir. Geçmişten taşınan bir duygu, mevcut ilişkinin içinde yeniden harekete geçmiş olabilir.
Kişi bazen terk edilmekten korktuğu için partnerine daha fazla yaklaşır, sık sık güvence ister ve ilişkinin her ayrıntısını kontrol etmeye çalışır. Karşı taraf bunaldıkça uzaklaşır. Bu uzaklaşma ise kişinin başlangıçtaki korkusunu doğrular: “Nasıl olsa sonunda beni bırakacak.”
Başka biri ise incinmemek için duygularını geri çeker. İhtiyaçlarını söylemez, sorunları konuşmaz ve güçlü görünmeye çalışır. Partneri zamanla ona ulaşamadığını hisseder. İlişkide oluşan mesafe, kişinin “Kimse beni gerçekten anlamıyor” düşüncesini yeniden güçlendirir.
Böylece korktuğumuz sonucun oluşmasına farkında olmadan katkıda bulunabiliriz.
Aynı tartışma neden sürekli geri gelir?
Çiftler bazen farklı konular üzerinden aynı tartışmayı yaşarlar. Tartışmanın görünen nedeni para, kıskançlık, ev işleri, aileler veya birlikte geçirilen zaman olabilir. Ancak yüzeydeki konu değişse de altta kalan ihtiyaç çoğu zaman aynıdır.
“Beni neden aramadın?” sorusunun altında “Senin için önemli miyim?” duygusu bulunabilir. “Her şeye karışıyorsun” itirazı, “Bu ilişkide kendim olarak kalabilecek miyim?” kaygısını taşıyabilir. Bir taraf yakınlık ararken diğer taraf kendisini korumak için geri çekilebilir. Biri geri çekildikçe diğeri daha çok yaklaşır; diğeri yaklaştıkça ilki daha fazla uzaklaşır.
Bir süre sonra çiftler neyin başladığını unutabilir, yalnızca birbirlerinin tepkilerine cevap vermeye başlayabilirler. Sorun artık tek bir kişinin davranışı değil, iki kişinin birlikte oluşturduğu döngüdür.
Fark etmek neden önemlidir?
Tekrar eden ilişki örüntülerini fark etmek, geçmişte suçlu aramak anlamına gelmez. Amaç bütün sorunları çocukluğa bağlamak da değildir. Geçmiş deneyimler bugünkü ilişkileri etkileyebilir; fakat onları değişmez biçimde belirlemek zorunda değildir.
Kişinin kendi örüntüsünü görebilmesi, ilişkide daha farklı bir yerde durabilmesini sağlar. Neden belirli kişilere çekildiğini, çatışma anlarında neden aynı tepkiyi verdiğini ve yakınlık arttığında neden huzursuz olduğunu anlamaya başladığında, otomatik biçimde hareket etmek yerine başka bir seçeneği olduğunu fark edebilir.
Bu farkındalık her zaman ilişkiyi sürdürmek anlamına gelmez. Bazen bir ilişkiyi daha gerçekçi biçimde değerlendirmeyi, bazen ihtiyaçları daha açık ifade etmeyi, bazen de kişiye zarar veren bir ilişkiden ayrılabilmeyi mümkün kılar.
İlişkilerde hep aynı yerde kırılıyorsak yalnızca karşımızdaki kişiye değil, o kırılmanın bizde hangi eski duyguyu harekete geçirdiğine de bakmak gerekebilir. Çünkü bazı yaralar bugünkü ilişkide açılmamıştır; fakat bugünkü ilişki içinde yeniden hissedilmektedir.