Her Şey Yolundayken Bile İyi Hissedememek
Bazen hayat dışarıdan bakıldığında olması gerektiği gibi görünür. Bir iş, sürdürülen ilişkiler, yerine getirilen sorumluluklar ve büyük ölçüde düzenli bir yaşam vardır. Yine de kişi kendisini iyi hissetmez.
Belirgin bir sorun söylemekte zorlanır. “Aslında şikâyet etmemem gerekir” diye düşünür, sahip olduklarını hatırlatır, kendisini toparlamaya çalışır. Fakat içindeki isteksizlik, boşluk veya huzursuzluk devam eder.
İyi hissetmemek için yeterince geçerli bir nedeni olmadığını düşünmek, kişinin yaşadığı duyguyu ortadan kaldırmaz. Aksine, bu kez kötü hissettiği için suçluluk duymasına neden olabilir.
Dışarıdan iyi görünen bir hayat içeride nasıl yaşanıyor?
Bir hayatın düzenli olması, kişinin o hayatın içinde kendisini canlı hissettiği anlamına gelmez. İnsan sorumluluklarını yerine getirebilir, çalışabilir, insanlarla görüşebilir ve gündelik yaşamını aksatmadan sürdürebilir. Buna rağmen yaptığı şeylerle duygusal bir bağ kurmakta zorlanabilir.
Buradaki mesele her zaman hayatta bir şeylerin eksik olması değildir. Bazen kişi sahip olduklarının gerçekten kendisine ait olup olmadığını düşünmeye ihtiyaç duyar.
Seçtiği meslek, sürdürdüğü ilişki veya kurduğu yaşam ne ölçüde kendi isteklerini yansıtmaktadır? Ne kadarı ailesinin, çevresinin ya da toplumun kendisinden bekledikleri doğrultusunda şekillenmiştir?
İnsan uzun süre kendisinden beklenenleri yerine getirerek yaşayabilir. Başarılı, uyumlu ve sorumluluk sahibi olabilir. Fakat yaşamının içinde kendi arzusuna yeterince yer açmadığında, her şey doğru görünürken bile bir yabancılık hissedebilir.
“İyi olmalıyım” düşüncesi
İyi hissetmek bazen kişinin kendisine yüklediği başka bir sorumluluğa dönüşür. Hayatında ciddi bir problem olmadığını düşündüğü için mutlu, üretken ve istekli olması gerektiğine inanabilir.
Üzgün olduğunda kendisini nankörlükle suçlayabilir. Yorulduğunda daha güçlü olması gerektiğini düşünür. İsteksizliğini anlamaya çalışmak yerine bir an önce düzeltmeye uğraşır.
Bu tutum kişinin kendi duygularıyla kurduğu ilişkiyi zorlaştırır. Çünkü bazı duygular, ancak hemen değiştirilmeye çalışılmadığında anlaşılabilir. Sürekli iyi olmaya çalışmak, iyi hissetmemeye neden olan şeyin görülmesini engelleyebilir.
İnsan her zaman hissetmesi gerektiğini düşündüğü şeyi hissetmez. Duygular, yaşam koşullarının mantıksal bir hesabını yaparak ortaya çıkmaz.
Başarı neden her zaman tatmin getirmez?
Bazı kişiler kendilerini iyi hissedebilmek için sürekli yeni bir hedefe ihtiyaç duyar. Bir hedefe ulaşıldığında kısa bir rahatlama yaşanır; ardından başka bir eksiklik hissi ortaya çıkar.
Daha başarılı olmak, daha çok çalışmak, daha iyi görünmek veya başkalarının takdirini kazanmak bir süreliğine değerli hissettirebilir. Ancak kişinin kendilik değeri büyük ölçüde dışarıdan gelen onaya bağlıysa, elde edilen başarı kalıcı bir tatmin sağlamaz.
Kişi başarıya ulaştığında bunu küçümseyebilir, şansa bağlayabilir veya hemen daha iyisini yapması gerektiğini düşünür. Başaramama ihtimali kadar durmak da huzursuz edici hâle gelir. Çünkü durduğunda, uzun süredir faaliyetlerin ve hedeflerin gerisinde tuttuğu duygularla karşılaşabilir.
Bu nedenle yoğun bir yaşam her zaman yalnızca çalışkanlığın sonucu değildir. Bazen kişinin kendisiyle baş başa kalmaktan kaçınmasının da bir yolu olabilir.
Boşluk hissi ne anlatır?
Boşluk hissi genellikle anlatılması zor bir deneyimdir. Kişi üzgün olduğunu bile söyleyemeyebilir. Daha çok hiçbir şeyin yeterince anlamlı gelmediğinden, insanlarla birlikteyken bile tam olarak orada hissedemediğinden veya eskiden keyif aldığı şeylere karşı ilgisini kaybettiğinden söz eder.
Bu his her zaman tek bir nedene bağlanamaz. Uzun süre bastırılan ihtiyaçlar, yaşanamayan yaslar, ifade edilemeyen öfke, ilişkilerde sürekli uyum gösterme çabası veya kişinin kendisiyle kurduğu eleştirel ilişki boşluk duygusuna eşlik edebilir.
Bazen insan yaşamını sürdürebilmek için bazı duygularıyla bağını azaltır. Acı veren duygulardan uzaklaşırken sevinç, merak ve istek gibi duygularla teması da zayıflayabilir. Böylece daha az acı hissetmenin bedeli, daha az canlı hissetmek olur.
Depresyon her zaman görünür olmayabilir
Depresif yaşantılar her zaman kişinin yataktan çıkamaması veya sürekli ağlaması biçiminde görülmez. Bazı insanlar gündelik işlevlerini sürdürürken içten içe tükenmiş, isteksiz ve hayattan uzak hissedebilir.
Kişi çalışmaya devam ettiği için yaşadığı durumun önemli olmadığını düşünebilir. Başkalarının daha zor koşullarda olduğunu hatırlatarak kendi duygularını önemsizleştirebilir.
Oysa ruhsal bir güçlüğün ciddiyeti yalnızca dışarıdan ne kadar görünür olduğuyla ölçülmez. Uzun süren isteksizlik, keyif alamama, yoğun suçluluk, uyku ve iştah değişiklikleri, umutsuzluk veya gündelik yaşamdan çekilme gibi durumlar değerlendirilmesi gereken belirtiler olabilir.
Her kötü hissetme depresyon anlamına gelmez. Ancak bu duygular uzun süredir devam ediyor ve kişinin yaşamını etkiliyorsa, yalnızca “geçmesini beklemek” yeterli olmayabilir.
İyi hissetmek her zaman neşeli olmak değildir
Ruhsal iyilik hâli, sürekli mutlu veya yüksek enerjili olmak demek değildir. Üzüntüye, öfkeye, hayal kırıklığına ve belirsizliğe de yer açabilmeyi içerir.
Kişinin iyi hissetmeye başlaması bazen hayatındaki her şeyi değiştirmesiyle değil, yaşadığı hayatla daha gerçek bir ilişki kurmasıyla mümkün olur. Neyi gerçekten istediğini, neyi yalnızca kendisinden beklendiği için yaptığını ve hangi duygularını uzun süredir ertelediğini fark etmek bu sürecin bir parçasıdır.
Psikodinamik yaklaşım, yalnızca görünen isteksizliği ortadan kaldırmaya değil, bu isteksizliğin kişinin yaşamında nasıl bir anlam taşıdığını anlamaya çalışır. Çünkü bazen “hiçbir şey hissetmiyorum” dediğimiz yerde, uzun süredir hissedilmesine izin verilmeyen çok sayıda duygu bulunabilir.
Her şeyin yolunda görünmesi, kişinin içeride de iyi olduğu anlamına gelmez. Bazen asıl ihtiyaç, hayatın dışarıdan nasıl göründüğüne değil, o hayatın içeriden nasıl yaşandığına bakmaktır.