Duygusal Bağımlılık mı, Sevgi mi?
Birini sevmek, onun varlığına önem vermeyi ve ilişkiyi kaybetme ihtimalinden etkilenmeyi içerir. Duygusal bağımlılıkta ise ilişkinin anlamı değişir. Karşıdaki kişi yalnızca sevilen biri olmaktan çıkar; kişinin kendisini değerli, güvende ve bütün hissedebilmesinin temel koşulu hâline gelir.
Bu nedenle ilişki zarar verici olsa bile ayrılmak oldukça zor olabilir. Kişi yaşadığı sorunları fark eder, hatta ilişkinin kendisine iyi gelmediğini bilir. Buna rağmen uzaklaşmayı düşündüğünde büyük bir boşluk, yoğun kaygı veya çaresizlik hisseder. Burada bağlı kalınan şey yalnızca karşıdaki insan değildir. Onun sağladığı değerli olma, yalnız kalmama ve terk edilmeme duygusu da ilişkinin sürdürülmesinde etkili olur.
Duygusal bağımlılık nedir?
Duygusal bağımlılık, kişinin duygusal dengesini ve kendilik değerini büyük ölçüde başka bir insanın ilgisine bağlamasıdır. Karşı taraf yakın olduğunda kendisini iyi hisseder; uzaklaştığında ise yalnızca üzülmez, kendi değerinden de kuşku duymaya başlayabilir.
İlişkinin başlangıcında yoğun ilgi ve sürekli birlikte olma isteği romantik görünebilir. Fakat zamanla kişi kendi yaşamından, arkadaşlarından, ilgi alanlarından ve ihtiyaçlarından uzaklaşabilir. Günün nasıl geçeceğini karşı tarafın davranışları belirlemeye başlar. Gelen bir mesaj rahatlatırken kısa bir sessizlik bütün günü kaygılı geçirmeye neden olabilir.
Duygusal bağımlılık yaşayan kişi çoğu zaman sevgisinin çok güçlü olduğunu düşünür. Oysa yaşadığı yoğunluğun içinde sevginin yanı sıra kaybetme korkusu, yalnızlığa tahammül edememe ve başkasının onayına duyulan ihtiyaç da bulunabilir.
Sevgi ile duygusal bağımlılık arasındaki fark
Sevgi, iki kişinin birbirine yakınlaşırken ayrı bireyler olarak kalabilmesine izin verir. İlişki önemlidir fakat kişinin bütün yaşamını ve değerini tek başına belirlemez. Taraflar birbirlerine ihtiyaç duyabilir, özlem yaşayabilir ve zaman zaman kaybetmekten korkabilir. Ancak bu duygular onların kendi sınırlarını bütünüyle terk etmesine neden olmaz.
Duygusal bağımlılıkta ise ayrılık ihtimali sıradan bir üzüntüden çok daha ağır yaşanır. Karşı tarafın ilgisinin azalması, kişinin değersiz olduğu anlamına gelebilir. Bu yüzden ilişkinin devam etmesi için sürekli uyum sağlamak, rahatsızlıkları görmezden gelmek veya kabul edilemeyecek davranışlara katlanmak mümkün hâle gelir.
Sevgi yakınlıkla birlikte özgürlüğe de yer açabilir. Duygusal bağımlılıkta ise yakınlık, çoğu zaman kontrol etme ve kontrol edilme ihtiyacına dönüşür. Kişi ilişkiyi seçtiği için değil, onsuz kalamayacağını düşündüğü için sürdürebilir.
Duygusal bağımlılık belirtileri nelerdir?
Duygusal bağımlılık her ilişkide aynı şekilde görünmez. Bununla birlikte bazı durumlar sıklıkla tekrar eder:
Kişi partnerinin ilgisini sürekli takip eder. Mesajlara geç cevap verilmesi, kısa konuşmalar veya yalnız kalma isteği ilişkinin biteceğine dair bir işaret gibi algılanabilir. Sevildiğini tekrar tekrar duymaya ihtiyaç duyabilir fakat aldığı güvence kalıcı bir rahatlama sağlamaz.
Kendi ihtiyaçlarını dile getirmekte ve sınır koymakta zorlanabilir. Hayır dediğinde karşı tarafın uzaklaşacağından korktuğu için istemediği şeylere uyum sağlar. İlişkiyi korurken kendi hayatındaki arkadaşlıkları, amaçları ve ilgi alanlarını geri plana atabilir.
Yalnız kaldığında huzursuzluk hissedebilir. Bir ilişkiden çıktıktan hemen sonra başka bir ilişkiye yönelmek isteyebilir. Burada yeni ilişkiye duyulan istek kadar, kendi başına kaldığında karşılaşacağı boşluktan kaçınma çabası da etkili olabilir.
Bütün bunlar kişinin güçsüz olduğu anlamına gelmez. Dışarıdan bağımsız ve güçlü görünen biri de duygusal olarak bir başkasının onayına bağlı yaşayabilir. Önemli olan kişinin hayatını ne kadar sürdürebildiği değil, kendi değerini içeride ne ölçüde koruyabildiğidir.
Neden kendimizden vazgeçeriz?
Bir ilişkide kendimizden vazgeçmek çoğu zaman bilinçli bir karar değildir. Kişi geçmişte sevginin ancak uyum sağlayarak, sorun çıkarmayarak veya başkasının ihtiyaçlarını karşılayarak elde edilebildiğini öğrenmiş olabilir.
Çocukluk döneminde bakım veren kişinin duygularını gözetmek zorunda kalan biri, yetişkinlikte de karşı tarafın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından önce düşünebilir. Sevgi, onun için kendiliğinden sunulan bir şey değil, çaba göstererek korunması gereken kırılgan bir bağ hâline gelebilir.
Kişi bu nedenle ilişkide ne hissettiğine değil, karşı tarafın ne hissettiğine odaklanır. Partneri mutsuzsa kendisini suçlu hisseder, öfkeliyse onu sakinleştirmeye çalışır, uzaklaştıysa yeniden yakınlaştırmak için daha fazla çaba gösterir. Zamanla ilişkideki bütün duygusal sorumluluğu üstlenir.
Bu durum ilk bakışta fedakârlık gibi görünse de altında terk edilme korkusu bulunabilir. Kişi karşısındakini kaybetmemek için kendi isteklerini, sınırlarını ve bazen öfkesini bastırır. Fakat kendisinden vazgeçerek sürdürdüğü ilişkide giderek daha yalnız hissetmeye başlar.
Zarar veren bir ilişkiden ayrılmak neden zordur?
Dışarıdan bakıldığında çözüm basit görünebilir: İlişki zarar veriyorsa ayrılmak gerekir. Fakat kişi için ayrılık yalnızca bir ilişkinin sona ermesi anlamına gelmeyebilir. Terk edilmek, sevilmeye değer olmadığına dair eski bir duyguyu yeniden canlandırabilir. Yalnız kalmak, çocukluktan beri kaçınılan bir boşlukla karşılaşmak gibi hissedilebilir.
Bazı ilişkilerde yaşanan yoğun iniş çıkışlar da bağı güçlendirebilir. Uzaklık dönemlerinin ardından gelen yakınlık, kişide güçlü bir rahatlama yaratır. Bu rahatlama sevginin kanıtı gibi hissedilir ve ilişkinin sorunlu yönleri yeniden geri plana atılır.
Kişi çoğu zaman karşısındaki insanın değişebileceği ihtimaline tutunur. Biraz daha anlayışlı olursa, biraz daha sabrederse veya doğru şekilde davranırsa ilişkinin düzeleceğine inanabilir. Böylece ilişki, bugünkü hâliyle değil gelecekte dönüşeceği umuduyla sürdürülür.
Yalnız kalma korkusu
Duygusal bağımlılığın merkezinde çoğu zaman yalnız kalma korkusu vardır. Fakat bu korku yalnızca fiziksel olarak tek başına olmakla ilgili değildir. Kişi yalnız kaldığında kim olduğunu, ne istediğini veya kendi yaşamını neyin anlamlı kıldığını hissetmekte zorlanabilir.
Bir ilişki içindeyken karşı tarafın istekleri, beklentileri ve yaşamı kişiye bir yön verir. İlişki sona erdiğinde bu yön de kaybolur. Bu nedenle ayrılık yalnızca sevilen kişinin değil, kişinin o ilişki içinde kurduğu kimliğin kaybıdır.
Kendi başına kalabilmek, kimseye ihtiyaç duymamak demek değildir. Başka birine ihtiyaç duyarken de kendi duygularını taşıyabilmek, kararlarını verebilmek ve hayatla bağını sürdürebilmektir. Sağlıklı bağımlılık, yakınlık ile bireysellik arasında bir denge kurulabilmesini gerektirir.
Duygusal bağımlılık nasıl aşılır?
Duygusal bağımlılığı aşmak, ilişkilerden uzaklaşmak veya kimseye bağlanmamak değildir. Amaç, başka birini severken kendi varlığını da koruyabilmektir.
Bunun için kişinin ilişkide üstlendiği rolü fark etmesi önemlidir. Kaybetmemek için nelerden vazgeçiyor? Hangi davranışlara tahammül ediyor? Kendi ihtiyacını dile getirdiğinde neden suçluluk duyuyor? Karşısındaki insanın duygularından neden kendisini sorumlu hissediyor?
Bu soruların cevapları yalnızca mevcut ilişkide bulunmayabilir. Geçmişte kurulan bağlar, sevginin nasıl kazanıldığına ve yakınlığın nasıl korunacağına ilişkin güçlü inançlar bırakabilir. Kişi bugün de o eski ilişki biçimini sürdürdüğünü fark etmeyebilir.
Psikodinamik psikoterapide kişinin yalnızlık, ayrılık, değersizlik ve terk edilme duygularıyla nasıl baş ettiği ele alınır. Terapi süreci, kişinin bütün duygusal yükünü başka birine bırakmadan da ilişkide kalabilmesine ve ihtiyaçlarını daha açık ifade edebilmesine alan açar.
Duygusal bağımlılıktan uzaklaşmak, artık kimseyi kaybetmekten korkmamak değildir. Bir ilişki sona erse bile kişinin kendisiyle olan bağının tamamen dağılmayacağını hissedebilmesidir. Çünkü sevgi, ancak kişinin kendisini yok etmeden ilişkiye katılabildiği yerde daha gerçek bir yakınlığa dönüşebilir.