Bir İlişkinin İçinde Neden Yalnız Hissederiz?
Yalnızlık her zaman tek başına olmakla ilgili değildir. Bazen kişi gününü, evini ve hayatının önemli bir bölümünü paylaştığı birinin yanında da yalnız hissedebilir.
İlişki dışarıdan devam ediyor gibi görünür. Birlikte planlar yapılır, gündelik sorumluluklar paylaşılır, konuşmalar sürer. Fakat kişi görülmediğini, duyulmadığını veya iç dünyasına kimsenin ulaşamadığını hisseder.
Bu tür bir yalnızlık, fiziksel mesafeden çok duygusal temasın azalmasıyla ilgilidir.
Aynı yerde olmak yakın olmak anlamına gelmez
Bir çiftin birlikte çok fazla zaman geçirmesi, aralarında güçlü bir duygusal yakınlık bulunduğunu göstermez. İki kişi aynı evin içinde yaşayabilir, gün boyunca haberleşebilir ve hayatın işleyişini birlikte sürdürebilir. Buna rağmen birbirlerinin nasıl hissettiğini gerçekten merak etmeyebilirler.
Konuşmalar zamanla yapılacak işler, ödemeler, çocuklar, aileler veya günlük planlarla sınırlı kalabilir. İlişkinin düzeni devam ederken duygusal tarafı yavaşça geri çekilebilir.
Kişi partnerine bir şey anlatır fakat anlaşılmadığını hisseder. Duygularını açtığında hemen çözüm önerileriyle karşılaşabilir, eleştirilebilir veya fazla hassas olmakla suçlanabilir. Bir süre sonra anlatmaktan vazgeçer.
Böylece ilişki içinde bir sessizlik oluşur. Bu sessizlik her zaman konuşmamak değildir; bazen çok konuşulduğu hâlde asıl meselenin hiç konuşulamamasıdır.
İhtiyaçlarımızı söylemeden anlaşılmayı beklemek
İlişkide yalnızlık hissinin bir kısmı, kişinin ihtiyaçlarını nasıl ifade ettiğiyle bağlantılı olabilir. Bazı insanlar neye ihtiyaç duyduklarını açıkça söylemekte zorlanır. Sevilmenin, ihtiyaçların dile getirilmeden anlaşılması anlamına geldiğini düşünürler.
“Beni gerçekten sevseydi ne hissettiğimi bilirdi.”
“Ben söylemeden yanımda olması gerekirdi.”
“Neye kırıldığımı anlamıyorsa anlatmanın bir anlamı yok.”
Bu düşünceler anlaşılabilir olsa da partnerin kişinin iç dünyasını kendiliğinden bilmesini beklemek zamanla hayal kırıklığı yaratabilir. İhtiyaç söylenmez, karşı taraf bunu fark etmez ve kişi önemsenmediği sonucuna ulaşır.
Burada yalnızca iletişim eksikliğinden söz etmiyoruz. İhtiyaçlarını ifade etmek bazı kişiler için güçsüzlük, bağımlılık veya reddedilme riski anlamına gelebilir. Kişi bir şey istediğinde karşılanmama ihtimaliyle yüzleşeceği için susmayı daha güvenli bulabilir.
Fakat söylenmeyen ihtiyaçlar ortadan kalkmaz. Kırgınlık, mesafe veya öfke biçiminde ilişkiye geri dönebilir.
Yakınlık neden bazen zor gelir?
İnsan anlaşılmak ve yakınlık kurmak isterken aynı zamanda incinmekten korkabilir. Bir başkasına gerçekten yaklaşmak, kişinin kendisini daha açık ve savunmasız hâle getirmesini gerektirir.
Geçmişte duyguları küçümsenen, ihtiyaçları karşılanmayan veya yakın olduğu kişiler tarafından hayal kırıklığına uğratılan biri için duygusal yakınlık güvenli bir alan olmayabilir. Kişi ilişkide bulunmak ister; fakat kendisini bütünüyle göstermekten kaçınır.
Duygularını saklayabilir, sorunları tek başına çözmeye çalışabilir veya partnerine yalnızca kontrol edebildiği taraflarını gösterebilir. Karşı taraf da zamanla ona nasıl yaklaşacağını bilemez.
Bu durumda kişi yalnız hisseder; fakat yalnızlığını azaltabilecek yakınlığa karşı da farkında olmadan mesafe koyar.
Sürekli güçlü olmak ilişkide yalnızlaştırabilir
Bazı kişiler ilişkilerinde daha çok taşıyan, anlayan ve sorun çözen taraftır. Partnerinin ihtiyaçlarını fark eder, onun zor zamanlarında yanında olur ve ilişkinin devam etmesi için çaba gösterir.
Kendi ihtiyaçlarını ise erteler. Yardım istemeyi, yorulduğunu söylemeyi veya bir başkasına dayanmayı güçsüzlük olarak görebilir.
Çevresindeki insanlar onu güçlü ve dayanıklı biri olarak tanıdıkça, onun da desteğe ihtiyaç duyabileceğini unutabilirler. Kişi bir süre sonra “Herkes bana geliyor ama ben kime gideceğim?” diye düşünmeye başlar.
Sürekli güçlü görünmek, kişiyi hayal kırıklığından koruyabilir. Hiçbir şey beklemezse reddedilmeyeceğine inanabilir. Fakat bu koruma biçimi, ilişkide karşılıklı bir dayanma alanı oluşmasını da engeller.
Tartışmaların arkasındaki yalnızlık
Çiftler arasındaki bazı tartışmaların altında yalnızlık ve görülmeme hissi bulunur. Partnerin telefonla fazla ilgilenmesi, birlikte yeterince zaman geçirilmemesi veya ev içindeki sorumlulukların paylaşılmaması yalnızca davranışsal sorunlar değildir.
Bu durumlar kişide “Ben bu ilişkide önemli miyim?”, “Beni gerçekten fark ediyor mu?” veya “Bu yükü neden tek başıma taşıyorum?” gibi soruları harekete geçirebilir.
Bu sorular doğrudan dile getirilemediğinde suçlama ortaya çıkabilir.
“Sen zaten beni hiç dinlemiyorsun.”
“Her şeyi tek başıma yapmak zorundayım.”
“Senin için herkes benden daha önemli.”
Suçlanan taraf kendisini savunmaya başladığında konuşmanın altında bulunan yalnızlık görünmez hâle gelir. Biri anlaşılmak için sesini yükseltirken diğeri eleştiriden korunmak için geri çekilir. Geri çekilme arttıkça ilk kişinin yalnızlığı daha da büyür.
İlişki içinde yalnızlık yalnızca partnerle ilgili midir?
Bazen kişi yalnızlığının tamamını partnerinin davranışlarıyla açıklar. Gerçekten de ilişkide ihmal, ilgisizlik veya duygusal uzaklık olabilir. Ancak bazı durumlarda kişinin geçmişten getirdiği ilişki beklentileri de bugünkü yalnızlık deneyimini etkileyebilir.
Kendisini uzun süredir anlaşılmayan biri olarak gören kişi, partnerinin onu anlamaya çalıştığı anları fark etmekte zorlanabilir. Yakınlık sunulduğunda kuşkuyla yaklaşabilir veya bunun uzun sürmeyeceğini düşünebilir.
Bu, yaşanan yalnızlığın gerçek olmadığı anlamına gelmez. Yalnızlığın hem mevcut ilişkinin dinamikleriyle hem de kişinin geçmiş ilişki deneyimleriyle bağlantılı olabileceğini gösterir.
Duygusal temas yeniden kurulabilir mi?
İlişkideki yalnızlığın azalması yalnızca daha fazla zaman geçirmekle mümkün olmayabilir. Önemli olan birlikte geçirilen zamanın içinde nasıl bir temas kurulduğudur.
Kişinin duygusunu suçlamadan ifade edebilmesi, karşı tarafın hemen savunmaya geçmeden dinleyebilmesi ve her iki tarafın da kendi ihtiyaçlarını fark edebilmesi gerekir.
“Benimle hiç ilgilenmiyorsun” demek yerine “Son zamanlarda bu ilişkide kendimi yalnız hissediyorum” diyebilmek konuşmanın yönünü değiştirebilir. Bu ifade her sorunu çözmez; fakat tartışmanın altında bulunan gerçek duyguyu görünür hâle getirir.
Çift terapisi ve bireysel terapi, tekrar eden bu ilişki döngülerinin anlaşılmasına yardımcı olabilir. Amaç kimin haklı olduğunu belirlemek değil, iki kişinin birlikte nasıl bir mesafe oluşturduğunu ve bu mesafenin hangi korkularla korunduğunu görebilmektir.
Bir ilişkinin içinde yalnız hissetmek, her zaman ilişkinin bittiği anlamına gelmez. Ancak ilişkinin yalnızca sürdürülmeye değil, yeniden hissedilmeye ihtiyaç duyduğunu gösterebilir.